26 Nisan 2010

PARİS’TE KAHVALTI (Petit Dejeuner)

Paris’te bir kafede geleneksel bir “petit dejeuner” alıyorsanız önünüze az çeşit ama bol lezzet içeren bir kahvaltı gelecek demektir. Zira klasik bir Fransız kahvaltısı temel olarak şunlardan oluşuyor: kahve, ekmek, tereyağı ve reçel. Bazen yanında yoğurt veya meyve suyu da olabiliyor.


Bizde peynir ve zeytin kahvaltılıktır. Ama onlar için peynir, tek başına bir öğün. Zeytin de salata ve yemeklerde kullanılıyor daha ziyade.

Birkaç sabah kaldığımız yere çok yakın olan Coquelicot(gelincik)’te kahvaltı ettik. Coquelicot öyle meşhur bir pastane değil aslında. Ama bulunduğu yer sebebiyle özellikle kahvaltı saatlerinde kalabalık oluyor. Bir de tabii akşam saatinde evine dönenlerin ekmek almak için uğradığı zamanlarda.

Klasik kahvaltımız şunları içeriyordu:
-Café au lait (sütlü kahve) tasse veya bol yani kupada ya da kasede geliyor. Kase seçerseniz bildiğiniz çorba kasesinde geliyor kahveniz.
-Baget veya kruvasan
-Tereyağı
-Reçel

İşte burası benim Fransız tereyağı ile tanıştığım yerdir. Normalde ekmeğin üstüne yağ sürüp yiyenlerden değilimdir ben. Öyle çok da sevmem aslında tereyağını. Ama meğer ne güzel olabiliyormuş. Bagetin üzerine biraz yağ biraz reçel sürüp yemek dünyanın en güzel lezzeti imiş. Onca yağlı bir hamur işi olan kruvasanın bile üzerine sürüp yenebiliyor, insan bitmesin istiyor.

Paris’te pek çok farklı yerde pek çok farklı pasta, çörek, kurabiye yedik. Bu kahvaltılar sayesinde fark ettim ki hepsindeki ortak güzelliğin sırrı meğer tereyağı imiş. Fransız tereyağının hafif kesilmiş kaymaktan yapılıyor olması ona kavruk ve yumuşak bir tat veriyormuş. İşte bu tat tüm bu pastanelerde yediğimiz tatlı ve hamur işlerinin güzelliğini açıklıyor. Gerçekten de bizdeki market tereyağları buradakine nazaran ekşi, ağır ve kokulu kalıyor. Belki yerel kimi yağlar vardır ama ben henüz burada tattıklarım gibisine rastlamadım. Önerileri ve tavsiyelerinize açığım.

Coquelicot’taki birkaç kahvaltı dışında biz çoğu sabah kendi hazırladığımız kahvaltımızı yemeyi tercih ettik. Çünkü her köşe başında bir fırın, hemen hepsinde tadılmayı bekleyen çeşit çeşit baget ekmekler, tanışılacak pek çok değişik peynir çeşidi, tezgahlarda tazecik meyveler varken, üstüne üstlük mevsim bahar, her yan park/ bahçe doluyken pek aklımıza gelmedi “petit dejeuner” almak.

Kaldı ki Paris’te ekmekler öyle güzel ki insan sadece ekmek yiyerek bile mükellef bir kahvaltı yapmış gibi hisseder kendini. Bir sonraki yazı Paris ekmekleri ve ekmekçileri hakkında olacak…


Velib , özgür bisiklet...


Parisliler bir yandan bu lezzetli ekmekleri, yağları, peynirleri, tatlıları tüketiyorlar bir yandan da gidecekleri yere bisikletle gidiyorlar. Şehrin içinde ulaşımın bisiklet kullanılarak yapılıyor olması öyle hoşuma gitti ki size de biraz bahsetmek isterim. Çevre kirliliğini ve trafik probelmini çözmek için belediye tarafından hazırlanan bir proje var. Paris’te 3-4 sokakta bir bisiklet durakları var. Bu duraklarda hepsi aynı tipte bisikletler var. Bu bisikletler duraktaki otomatlara kilitli. Otomatların üzerinde farklı dillerde açıklamalar mevcut. İnsanlar kredi kartlarını kullanarak belli bir depozito karşılığı bisikleti çözüp gidecekleri yere bisikletle gidiyorlar. Bisikleti sapasağlam bırakınca çekilen deposito karta geri ödeniyor. İlk yarım saat ücretsiz, ondan sonrası belli bir ücrete tabii. Ama yakın aralıklarla birçok durak olduğu için mesela yarım saat içinde tekrar durağa bırakıp başka bir bisiklet alarak yolunuza devam edebilirsiniz. Önünde eşya koyabilmek için genişçe bir sepeti var. Paris’te Velib adı verilen bu proje için 10.600 adet bisiklet, 750 istasyonda hizmet veriyormuş. Otomat üzerindeki ekrandan civardaki diğer istasyonların yerini görebilmek mümkün. Velib, Fransızca Velo (bisiklet) Liberte (özgürlük) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor.

Notlar:
-Coquelicot’taki kahvaltı: kişi başı 8,50 €
-Velib bisiklet projesi hakkında detaylı bilgi için tıklayın.
-Bu yazım biraz fazla övgü dolu olmuş sanki. Yağa övgü, bisiklete övgü.. Elbette herşey bu kadar pembe değil ama insan heyecanlanıyor, hep güzel taraflarını tutuyor hatırında...

8 yorum var:

masalmutfagi dedi ki...

Işılcığım gittin-geldim Parise ve maalesef hiç bir şey için zaman yetmiyormuş gerçekten, kelimenin tam anlamıyla gittim -geldim, sadece Paul'de makaronun tadına bakabildim ona da şükrediyorum..:))ama iyiki senin yazıların var harika rehber oluyorlar ve bir daha ya tekrar Paris diyorum..:))

jülide dedi ki...

Küçükken halam kahvaltıda ekmeğin üstüne yağ ve reçel sürüp verirdi. Benim için en güzel kahvaltı hala yağlı reçelli ekmektir. Okurken ağzım sulandı. Paris ekmekleri yazısını dört gözle bekliyorum.

izmitli dedi ki...

Brüksel'de yapılan "Velo-City 2009" kongresinde "Bisikletli Şehirler Anlaşması"nı imzalayarak Türkiye'de bu alanda ilki gerçekleştiren İzmit Belediyesi, bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla kampanya başlattı.

sevde dedi ki...

Sehir icerisindde bisikler kullanilmasi bence de cok harika fikir ancak ulkemizde bunun uygulanabilmesi icin ciddi bir calisma gerekir. Yaziniz cok hos olmus bu arada. TEbrikler
SEvgiler
sevde
www.narcicegirengi,com

mosquito dedi ki...

Ekmekler harika görünüyor gerçekten,bir ekmek fanatiği olarak iştahımı açtı..Bisiklet projesine ise bayıldım,hem çevre kirliliğine karşı,hem sağlık için süper bir fikir bence..

HT dedi ki...

http://en.wikipedia.org/wiki/File:G._Caillebotte_-_Le_d%C3%A9jeuner.jpg

Deniz dedi ki...

LensMarket

yemek tarifleri dedi ki...

harika makale tebrikler.