20 Ocak 2012

TRABZON ANILARI

Aklımda Trabzon ile ilgili anlatacak o kadar çok şey vardı ki, itiraf ediyorum hiçbir detayı atlamak istemediğim için bir türlü bilgisayar başına geçip yazmaya başlayamadım. Gecikme için (özellikle fotoğrafları bekleyenlerden) özür dilerim. Buyurun Trabzon anıları...

Aya Sofya

Öğrencilik yıllarında coğrafya derslerinde slogan gibi ezberlediğimiz bir cümledir: Karadeniz'de dağlar kıyıya paralel uzanır. (Bu dağlar özellikle Doğu Karadeniz'de 4000 metre yüksekliğe kadar çıkıyormuş) Hal böyle olunca şehirler denize paralel olarak genişliyor. İstanbul'dan Trabzon'a giderken uçak, uzun bir süre şehire paralel şekilde denizin üzerinden uçtu. Böylelikle gökyüzünden sahil şeridini izleme fırsatı buldum. Havalimanı da denizin hemen bitişiğinde. Uçak inerken sanki denizin üzerine konacakmış gibi oluyor. Başka türlü olsa insan bu manzaradan keyif alabilirdi belki ama meşhur Karadeniz sahil yolu sayesinde (!) Trabzon da diğer Karadeniz şehirleri gibi artık denizle dağlar arasında değil, otobanla dağlar arasına sıkışmış vaziyette. Üzücü...

12 Aralık sabahı Trabzon'a vardım. Havalimanından çıkmadan önce yanımdan genç biri banttan gelen bavuluna doğru heyecanlı bir hamle yaparak "buldim oni" dedi. Evet Trabzon'daydım :) ama orada bulunduğum süre boyunca duyduğum tek şiveli konuşma bu oldu malesef.

Altın kızlarSema Hn. ve Dilek Hn. beni karşılamaya gelmişti. İsimleri bu yazı içinde bolca geçeceği için izninizle onlardan biraz bahsetmek isterim. Dilek Hn. ile İstanbul'a eğitime geldiğinde tanışmıştık. Trabzon'a döndüğünde butik bir pasta atölyesi açtı ve biz de (yazının devamında detaylı bir şekilde anlattığım) atölye çalışmamızı onun mutfağında gerçekleştirdik. Sema Hn. ile ise turne duyurusunu yaptıktan sonra aradığında tanıştık. Üstün organizasyon becerileri sayesinde Trabzon'daki okul çalışmasını, buluşmayı ve birazdan okuyacağınız tüm programı o ayarladı diyebilirim.


Sema Hn. araba ile gelmiş, otoparka gittiğimizde gördüm ki şoför koltuğunda genç bir oğlan var. Herhalde bir yakınıdır diye düşündüm önce. Hatta zahmet verdim diye de epey mahçup oldum. Ama meğer mahçubiyetim sandığımdan da fazla olacakmış. Zira Sema Hn. arabayı kiralamış. Üstüne üstlük ehliyeti olmasına rağmen pratiği fazla olmadığı için kendi sürmemiş bir de şoför tutmuş. Tüm bu düzenleme, orada olduğum süre boyunca rahat rahat gezmemiz içinmiş. Düştüğüm duruma bakın! Ne yaptım ne ettimse arabayı iade etmeye ikna edemedim. Ama en azından şoförü iptal ettik. Ben sürdüm. Dönene kadar da Sema Hn., ben ve arabamız ayrılmaz bir bütündük :)

Olgunlaşma Enstitüsü Hatırası

İlk işimiz Trabzon Olgunlaşma Enstitüsü'ne gitmek oldu. Turne kapsamında gittiğim şehirlerde (varsa) pastacılık üzerine eğitim veren okullarda atölye çalışmaları yaptık. Mesela Ankara'da ve Konya'da meslek lisesine, Antalya'da meslek yüksek okuluna, Antep'te de üniversiteye gitmiştim. Sema Hn. ile önceki konuşmalarımızda Trabzon'daki okulları sormuştum. O da bana olgunlaşma enstitüsünden bahsetmişti. O bahsedene kadar ben bu enstitülerin varlığından haberdar değildim. Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüleri, Türkiye'de ilk kez 1945 tarihinde açılan ve halen 11 ilde 12 enstitü ile faaliyet gösteren, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı, 2 yıllık mesleki eğitim veren, döner sermaye ile işletilen kurumlarmış. Trabzon olgunlaşmanın yiyecek içecek hizmetleri öğretmeni olan Nergis Hoca da böyle bir atölye çalışması yapma konusunda ön ayak olunca ben de becerikli öğrencileri ile çalışma imkanı bulmuş oldum.

okuldaki yemekten..Enstitüye vardığımızda öğle yemeği saatiydi. Masaları birleştirmişler, özenli bir sofra hazırlamışlar. Hep birlikte leziz bir yemek yedik. Enstitü bünyesinde el sanatları, güzellik ve saç bakımı, tekstil vb başka bölümler de var. Kendi içlerinde şahane bir dayanışmaları var. Mesela yiyecek ve içecek bölümü aynı zamanda okuldaki öğrenci, öğretmen ve çalışanlara yemek çıkarıyor, onlardan birisi saçını kestirmek istediğinde saç bakımı bölümüne gidiyor ya da oradaki birisinin kıyafetinin bir yeri sökülse hemen tekstil bölümüne koşuyor. Yemek bölümünün mutfak önlüklerini de yine bu bölüm tasarlıyor ve dikiyor. El sanatları bölümünde de çok güzel Trabzon hasırı yapıyorlar. Hayallerimin okulu!

Fotojenik pastaYemeğimizi yedikten sonra mutfağa geçtik. Pasta yapımı ve süsleme üzerine bir atölye çalışması yaptık. Öğrencilerin arasında ortaokul talebesi olacak yaşta olanlar da vardı çocuğu olanlar da. Ama hepsi gencecik, güleryüzlü ve son derece tertipliler. Beni esas şaşırtan çırpma konusundaki becerileri oldu. Sünger kek için gerekli olan meşakatli yumurta kabartma işini elleri ve narin bileklerine göre kocaman olan tel çırpıcı ile başarmalarına şapka çıkartıyorum. Enstitü mutfağında gerekli olan tüm ekipman - el mikseri dışında :) - mevcut. Yoğurucu, ocaklar, tezgahlar, fırınlar ... Kekimizi pişirip pastamızı oluşturduktan sonra herkes değişik aletler, teknikler ve renkler kullanarak şeker hamurundan süslemeler hazırladı. Sonra tüm bu süsleri pastanın üzerine yerleştirdik. Çalışmanın özellikle bu kısmı çok eğlenceliydi. Hem keyifli atölye çalışması için hem de hazırladığınız lezzetli yemekler için teşekkürler hanımlar... Ayrıca tüm günü videoya kaydeden Muzaffer Hoca'ya, müdür yardımcısı Ayşe Hanım'a ve Sibel öğretmene de selamlar...

:)Enstitüdeki dersten sonra Nergis hoca ve Sema Hn. ile birlikte Trabzon Forum isimli alışveriş merkezine gittik. İtiraf ediyorum bu fikri pek sevmemiştim. Her yerde olan bu alışveriş merkezlerinden ziyadesi ile sıkılıyorum. Ama meğer bunun da bir sebebi varmış. Oradaki alışveriş merkezinde bizim "Butik Pastacılık" kitabının satıldığını öğrenmişler, alıp imzalatmak istemişler. İlk defa kitabımızın kitapçıdan alınışı sırasında bizzat bulundum ve oldukça indirimli sayılabilecek bir fiyata aldık kitabı. Burada birşey öğrenmiş oldum: Meğer bu alışveriş merkezleri içindeki kitapçılarda çalışanların indirim yapma insiyatifi varmış. Aklınızda bulunsun.

Akçaabat KöftesiTrabzon organizasyon sorumlumuz Sema Hn. ve işbirlikçisi Nergis hocanın akşam yemeği için de planları varmış tabii. Arabamıza (!) atlayıp Akçaabat'a köfte yemeye gittik. Orada Ayşe Hn., eşi Abdullah Bey ve oğulları Furkan da bize katıldılar. Akçaabat köftesi soğan yerine sarımsakla yapılan, kiloyla sipariş edilen ve yanında kızarmış ekmekle servis edilen kanattimce oldukça lezzetli bir köfte. Boşuna meşhur olmamış. Üstüne de tatlı olarak laz böreği yedik. Ben daha önce hiç şerbetli yememiştim, buradaki baklava gibi şerbetliydi. Laz böreği olarak bilinen tatlının çok benzerini çocukluğumda "sütlü börek" diye bilirdik. Selanik göçmeni olan anneannem ve akrabaları bayramlarda yaparlardı. Çocukken pek sevmezdim, şimdi yapan kalmadı diye çok hayıflanıyorum.

Öğretmenevi TalimatıGece de öğretmen evinde kaldım. Biliyorum yazı uzadıkça uzuyor ama öğretmen evinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Daha önce başka öğretmen evlerinde de kalmıştım, onlarda da böyle miydi hatırlamıyorum ama yandaki fotoğraftan görüldüğü üzere son derece katı disiplinleri olan bir konaklama mekanı! Odaların temizlenmesi 6 saat sürüyor, gece 12:00'den sonra odaya girip çıkmak yasak, alkol yasak, yüksek sesle konuşmak yasak, kabuklu yemiş yemek yasak (şaka değil) ve hatta Hanimiş günceyi okumanız bile yasak! İnanmazsanız bakınız.

Salı sabahı Sema Hn. ile öğretmen evinin önünde buluşacaktık ama ben erkenden uyanınca Sema hanımcığım yorulmasın diye atladım arabaya onu evinden almaya yeltendim. Akçaabat dönüşü gece evine bırakmıştık ya bulurum yolu dedim düştüm yollara. Tanjant yokuşundan çık, yol sola yukarı kıvrılırken sağdaki sokaktan aşağı devam et... Voila! Sema hanımı alıp Aya Sofya'nın yanındaki çay bahçesindeki kahvaltı buluşmasına doğru yola koyulduk.

Aya Sofya'da kahvaltıBirkaç kişi ile önceden mailleşmiş veya telefonlaşmıştık ama kahvaltı buluşmasına kim gelecek ya da gelecekler mi emin değildim. Biz de erken gittiğimiz için önce 11. yy'da yapılmış eski bir Bizans kilisesi olan Aya Sofya'ya (bknz: yazının başındaki fotoğraf) girip gezdik. Aslında ben çocukken gitmiştim oraya ama pek anımsamıyordum. Oysa pek huzurlu ve güzel bir yer, nasıl unutmuşum. Hava da öyle günlük güneşlikti ki! Tam Aya Sofya'nın yanındaki çay bahçesine geçerken bir masada bize doğru gülümseyerek bakan hanımları gördük. Birbirlerini tanımayan ama hepsi pasta yapan/seven kadınlar bir şekilde aynı buluşma için orada olduklarını anlayıp, kaynaşıp, sohbete başlamışlardı bile. Bir garip hissettim o anda. Havanın güzelliğinden midir, ortamın hoşluğundan mıdır, farklı bir yerde olmanın hafifliğinden midir bilmem şaşkın ve mutlu bir andı o an benim için. Sanırım en güzel pasta buluşmalarımızdan birini Trabzon'da yaptık. Bu hanımların hepsi evlerinde pastalar yapıyor, bazıları dışarıdan sipariş de alıyormuş. Ama benim gibi onlar da birbirileri ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Haliyle hem birbirimizi tanımaya çalıştığımız hem de pastalar üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdiğimiz harika bir buluşma oldu.

kuymakSohbetimize eşlik eden kahvaltı da çok güzeldi: Vakfıkebir ekmeği, yöresel peynirler, tereyağı, bal, zeytin, bahçedeki ağacın hurmalarından yaptıkları reçel (bazıları cennet hurması da der ama biz onu Trabzon hurması olarak biliriz), kaygana (trabzon usulu bir tür otlu krep) ve tabii meşhur kuymak (yöresel tereyağı, eritme peyniri ve mısır unu ile yapılan harika bir yiyecek). Bir de çay meselesi var tabii bahsetmeden geçemeyeceğim. İlk defa Akçaabat'taki köftecide rastladım öylesine: çay geldiğinde taneleri bardağın üstünde, kenarında, her yerinde yüzüyordu, dibinde de gemi batığı gibi tanecikler vardı. İçimden "insan getirmeden önce süzer" diye sitem etmiştim. Ama Aya Sofya'daki kahvaltıda da çay böyle gelince bu işte bir iş var diyordum ki imdadıma Behnur Hn.'ın açıklaması yetişti. Meğerse buralarda makbul olan çayı böyle içmekmiş. Böyle çay taneleri bardakta yüzüyorsa taze demlenmiş olduğunu anlarlarmış. Eğer bu şekilde içmek istemiyorsan baştan "süzük" demen gerekiyormuş sipariş verirken. Bu mühim bilgiyi de sizinle paylaştığıma göre yazıma devam edebilirim.

Happy Cake vitrinKahvaltıdan sonra Dilek Hn.'ın atölyesinde yapacağımız pasta dersi için yola çıktık. Happy Cake açılalı çok kısa bir zaman olmuş ve Trabzon'un ilk butik pasta atölyesi olma özelliğine sahip. İpekyolu iş merkezinin 2. katında yer alıyor. Trabzon'da bana ilginç gelen şeylerden biri de bu: Kebapçılar, cafeler, pastaneler genelde iş merkezlerinin, pasajların içinde... Henüz o kadar yeni ki buzdolabı bile gelmemişti biz oradayken. Ama sanmayın ki bunun eksikliğini hissettik. Hemen karşısında ev yemekleri yapan dükkan komşusu sayesinde Dilek Hn. bizi hiç zor durumda bırakmadı, iyi ağırlamak için habire bıcır bıcır koşturdu durdu. Sema Hn. da ders süresince hem bana hem Dilek Hn.'a çok destek oldu. Harika bir ekiptik, aynı şehirde yaşamadığımız için üzülüyorum doğrusu.

Trabzon atölye çalışmasından

Katılımcılardan da biraz bahsetmek isterim. Behnur Hn. ile turne duyurusunu yaptığım günden sonra ara ara hep haberleşmiştik. Trabzon turnesi için en az benim kadar o da heyecanlandı diyebilirim. Kendisi Trabzon'lu değil, gelin gelmiş. Şimdi Dilek Hn.'ın atölyesinin olduğu dükkanda daha önce bir butik işletiyormuş, komik bir tesadüf oldu onun için. Hatice Hn. aslında derse katılmayacaktı. Kahvaltıdan sonra ayrılmıştık, ama sonra aradı "bekleyin geliyorum" dedi. İyi ki geldi, yaptığı Ege ve Karadeniz şiveleri ile bizi çok güldürdü. Gelirken kızı Beren'i de getirmiş. Beren herhalde gördüğüm en uslu bebek. Saatlerce gıkını çıkarmadı, sanki anlıyormuş gibi pusetinden dikkatli dikkatli beni dinledi. Güzide Hn. da Almanya'da doğup büyümüş, o da eşinin peşinden gelmiş buralara. Kendisi pek fotoğraf çektirmeyi sevmiyor ama ben ne yaptım ettim yakaladım birkaç pozunu. Sevgi Hn. ise narin bir kelebek... Yakın bir zamanda Vişne & Çikolata isimli bir cafe açmaya hazırlanıyor. Bakarsınız açılış için yine giderim Trabzon'a. Nevin Hn. çocuklarının nişan ve düğün pastalarını, kurabiyelerini yapmak için bu yola baş koymuş şahane bir insan. Benim için pek neşeli, bol sohbetli bir ders oldu. Umarım hepinizle yeniden görüşebilme imkanı bulabiliriz.

Artık İstanbul'a dönüş vakti gelmişti. Ama uçak geç bir saatte olduğu için ekibi topladık (Nergis hoca, Sema Hn., Dilek Hn. ve ben) ve akşam yemeği için Zeybek Çadırı diye bir yere gittik. Burada da taptaze ızgara barbun ve yemekten sonra da Hamsiköy sütlacı yedik. Balık yemeden Trabzon'dan dönseydim üzülürdüm. Nergis hoca sütlaca fındık koymadılar diye kızdı ama yine de güzeldi. Yemeli, içmeli, gezmeli, gülmeli, sohbetli bir turne şehri oldu Trabzon, katılan herkese minnettarım...

NOTLAR:

1. Bir ara Trabzonun en meşhur ve modern pastalar yapan pastanesi olarak bilinen Zorlu Otel'in içindeki pastaneye gidip ajanlık yaptım. İnanın Dilek Hn.'ın atölyesi Happy Cake'de oradakinden çok daha iyi pastalar yapılıyor. Umarım kıymeti bilinir. Sema Hn. da evinin mutfağından başta su böreği olmak üzere pasta ve kurabiye siparişi alıyor. Trabzon'da yaşayıp da bu yazıyı okuyanlar varsa bilgilerinize sunulur.

2. Trabzon'un en merkezi yeri Uzun Cadde isimli trafiğe kapalı olan caddesi. Burada Beton Helva isimli dükkandan lezzetli helvalar aldım dönmeden önce. Bir de tabii mısır unu, Trabzon peyniri, tereyağı aldım ki dönünce kuymak yapabileyim. Gerçi hala yapmış değilim ama olsun, doğru malzemeler elimin altında ya içim rahat.

3. Herhalde hayatım boyunca hiç bu kadar çok içinde "Hn" kısaltması geçen bir yazı yazmamışımdır :)

4. Yazı boyunca bolca ismini okuduğunuz haza hanımefendi Dilek Hn. ve yol arkadaşım Sema Hn. için geliyor: The Golden Girls :)

5. Trabzon ve önceki turne şehirlerinin tüm fotoğrafları için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

28 Aralık 2011

GAZİANTEP ANILARI

Gaziantep

Gaziantep turnesinin önceki şehirlere göre iki farklı özelliği vardı. Birincisi ilk defa turne sebebiyle gittiğim bir şehri gezebilmek için bolca zamanım oldu. İkincisi bu seyahatte bana eşlik eden birisi vardı: kuzenim Yeşim. Yani bu sefer sadece pasta buluşmaları için değil aynı zamanda kuzenimle birlikte turistik bir seyahat yapabilme imkanı da buldum. Antep'e gittiğimi duyurduğumda pek çok kişiden özellikle yeme/içme konusunda öneriler gelmişti. Pazartesi sabahı 10:00'da Antep'e vardık, gün boyunca Yeşim ile birlikte o önerilerin çoğunu yerine getirebilme başarısı gösterdik. Gezdiğimiz yerleri ve yediğimiz yemekleri yazının devamında anlatacağım.

gastronomi ogrencileri

Antep'teki ikinci günümde, Gaziantep Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünde Yrd. Doç.Dr. İlkay Gök Pınarlı'nın Tatlı ve Pasta dersine konuk oldum. İlkay Hoca aynı zamanda Gasder'in (Gaziantep Gastronomi ve Aşçılar Derneği) de başkanı. Tanışmamız internet vesilesi ile, bir araya gelişimiz ise güzel tesadüfler sonucu oldu. Benim Gaziantep'te olacağım gün İlkay Hn'ın okulda tatlı ve pasta dersi varmış. Üstüne üstlük aynı gün yerel bir dergi olan Gaziantep Black-White da derse misafir olup çeşitli çekimler ve röportajlar yapacakmış. Tüm bunlar bir araya gelince şenlikli bir gün geçirdik.

Gaziantep Üniversitesi 23000 öğrencisi ve geniş bir kampüsü olan bir üniversite. Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü ise yeni bir bölüm. Tanıştığım öğrenciler ikinci sınıf öğrencileri ve bu bölümün ilk mezunları olacaklar. Uygulama derslerini üniversitenin orman içindeki turizm uygulama otelinin mutfağında yapıyorlar. Benim katıldığım derste yaklaşık 30 öğrenci vardı. 6 farklı gruba ayrılıp beş saat içerisinde 3 farklı sünger kek ve 3 farklı krema hazırlayarak bunların değişik kombinasyonları ile 6 farklı pasta ortaya çıkardık. Günün sonunda hepsini kesip yedik :) Ben çok eğlendim. Başta Ceyhun, Vildan ve "bahtsız ikinci grup" (ki kendilerini bilirler) olmak üzere tüm öğrencilere çok teşekkür ederim. Sizinle tanışmak ve çalışmak harikaydı. Can-ı yürekten diliyorum ki bu müstakbel aşçılarla en yakın zamanda yeniden bir araya gelebiliriz.


1,5 GÜNLÜK HIZLANDIRILMIŞ ANTEP GEZİ & YEME-İÇME REHBERİ (Hanimiş usulü)

Gaziantep dünyanın “hala yaşanılan en eski şehirleri”nden biriymiş, aynı zamanda da ipek yolu üzerinde. Hal böyle olunca pek çok tarihi han ve bedesten (kapalı çarşı) mevcut. Ama neredeyse (!) her üç dükkandan biri baklavacı, biri de kebapçı. Diğer dükkanlar da işte bunların arasına serpiştirilmiş gibi. Bunca dükkan sadece turistler için barınıyor olamaz diye düşünüp konuştuğumuz Gazianteplilere her seferinde sorduk ve evet gerçekten Antep halkı muhakkak her gün (çoğu zaman bir öğünden de fazla) et tüketiyormuş. Kayseri'nin mantısı, Samsun'un pidesi, Trabzon'un hamsisi meşhurdur ya.. Bu şehirlere gittiğinizde o yemekleri yiyebileceğiniz çok fazla yer bulamayabilirsiniz. Çünkü bu meşhur yemeklerini insanlar evlerinde pişirip yiyorlar. Ama Antep'te yemek kültürü sokaklarda da yaşıyor. Özellikle adamlar(!) bu bahsettiğim kebapçı ve baklavacıları dolduruyor gün içinde. Ayrıca sanmayınız ki et çok ucuz. Lokantalarda ücretler neredeyse İstanbul ile aynı. Ama lezzetine diyecek sözüm yok.

1.GÜN:
Kültür Yolu


Gaziantep Kalesi yapıldıktan sonra kale ve çevresi sosyal ve ticari hayatın merkezi olmuş. Her dönem canlılığını koruyan bu merkez, zaman içerisinde gelişmiş ve etrafı ile birlikte bir kültür yolu haline gelmiş. Bu yol üzerinde pek çok han, hamam, camii var ve aynı gün içerisinde çoğunu yürüyerek gezebilmek mümkün. Eskiden nasıldı bilemiyoru ama sanırım yakın zamanlarda bu yol üzerindeki yerler restorasyondan geçmiş. Biz ilk gün aşağıdaki yerleri gezdik:

zekeriya usta & katmer

Katmerci Zekeriya Usta: Antepliler kahvaltıda katmer yer dediler, biz de şehre varınca ilk iş Katmerci Zekeriya Usta'ya gittik. Seksenli yaşlarının sonunda olan Zekeriya Usta odun fırınının başındaydı. Ustalar da tezgahın başında hamurları büyük bir ustalıkla incecik açıyor, içine şeker, bolca fıstık ve daha da bolca kaymak koyarak katmerleri hazırlıyorlar. (Tam keşke videosu olsaydı da yazının bu kısmında sizinle de paylaşabilseydim diye düşünürken youtubeda buldum, izlemek isterseniz tıklayınız.) Geziye buradan başlamanın iyi tarafı Zekeriya ustanın oğlu Mehmet Bey'in gönüllü turizm danışma hizmeti vermesi. Hemen bize bir Gaziantep rehberi hediye etti, hangi sıra ile nereyi gezelim, sonra acıkınca nerede ne yiyelim... hepsini tek tek anlattı.

Emine Göğüş Mutfak Müzesi: İkinci durağımız tarihi bir taş konağın restore edilerek geleneksel mutfak kültürünün tanıtıldığı bir yere dönüştürüldüğü mutfak müzesiydi. Mutfak malzemeleri, baharatlar, sofra düzeni, yöreye özgü kullanım şekillerinin sergilendiği müzede ayrıca yemek tarifleri de içeren videolar gösteriliyor. Duvarlarda yine yemek temalı deyimler, şiirler asılı..

hanlar & carsilar
Gaziantep Kalesi & Çevresi: Kale yüksek bir tepenin üzerinde. Biz içine çıkmadık ama çevresinde birkaç tur dolaştık. Tam kalenin altında Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde de bahsi geçen tarihi Naib Hamamı var. Onun az ilerisinde tarihi Kır Kahvesi... Onun karşı çaprazında Roma dönemine ait süt pompası veya camdan fallus gibi şaşırtıcı cam objelerin sergilendiği Cam Müzesi (müzekart geçmiyor)var.

Hanlar: Kaleden güneye doğru devam ettiğinizde yol boyunca Zincirli Bedesten, Tütün Han, Bakırcılar Çarşısı, Almacı Pazarı vb hanlar ve çarşılar var. Buralarda fıstık, pekmez, salça, baharat, tuzsuz Afyon peyniri, bakır ev eşyaları (ki Gaziantep'te bakır eşyalar bakır diyarı olan Diyarbakır'dan daha ucuza satılıyor), yemeni (ki biz yemeni diyince aklımıza bir çeşit tülbent geliyor ama buradaki yemeni üstü kırmızı yada siyah deriden, tabanı ise köseleden dikilen geleneksel bir ayakkabı), sedef kakmalı eşyalar, kahke (uzun süre bayatlamayan gevrek bir kurabiye) veya kutnu kumaşı (el tezgahlarında dokunan Gaziantep’e özgü ipekli bir kumaş) gibi pek çok şey satılıyor.

Metanet Lokantası: Mutfak müzesini gezerken yöresel bir çorba olan “beyran”ın yapımını izlemiştik. Katmerci Zekeriya ustanın oğlu da bize Metanet Lokantasını şiddetle önerince öğle yemeği için Metanet Lokantası’a gidip meşhur beyranını yemeye karar verdik. İtiraf etmeliyim ki o sırada çok sevmemiştim. Ama şimdi yazarken canım çekti. 10 saat haşlanarak pişirilen koyun etinden yapılan acılı, pirinçli ve sarımsaklı bir çorba. Değişik bir lezzet, insanı ziyadesi ile tok tutuyor.

Fıstık: Kültür yolunda gezerken sürekli karşılaştığımız orta yaşlı bir turist grubu vardı. Metanet Lokantası’ndan aynı anda ayrılıyorduk ki peşlerine takıldık. Fıstık, fıstık ezmesi ve diğer kuruyemişleri tatmak ve almak için Seval Kuruyemiş diye bir yere gidildi, böylelikle biz de grup indiriminden faydalanmış olduk :) Malumunuz fıstık Gaziantep'in simgesi... Keşke İstanbul'da da bu fiyata böyle güzel fıstıklar alabilsek...

kahke & tahmis
Tahmis Kahvesi: Tahmis, Arapça’da kahvenin kavrulduğu, dövüldüğü ve satıldığı yer anlamına geliyormuş. 1600’lü yıllarda Mevlevihane'ye gelir amaçlı yaptırılan dükkanlardan biri olan Tahmis Kahvesi’nde Hanimiş takipçisi Belma Hn. ile buluştuk, biraz sohbet ettik. Ben menengiç kahvesi (aşılanmamış fıstık ağacının meyvesinin kavrulup, türk kahvesi pişirilmesi ile elde edilen sütlü bir kahve) içtim, Yeşim de zahter (kekik) çayı. (Not: Son zamanlarda evde de zahter çayı ve menengiç kahvesi yapıp içiyoruz.) Daha sonra Belma Hn. da bizimle biraz dolaştı hatta bana çok güzel bakır kaşıklar hediye etti.

baklava & kunefe
İmam Çağdaş: Gazantep’in en meşhur kebapçısı ve baklavacısı İmam Çağdaş olsa gerek. Daha gitmeden namını bolca duymuştuk. Ben pek meşhur Ali Nazik’lerini kuzen de çöp şiş yedi. Herhalde hayatımda yediğim en güzel Ali Nazikti. Uzun uzun yazmayacağım. Zira anlatılmaz yaşanır. Ama esas unutulmaz olan baklavaydı. Hafifliğini, lezzetini anlatacak kelime bulmak mümkün değil.

Hasan Usta Kadayıfları: Yeşim’in künefe yeme arzusu üzerine sorduk soruşturduk en şahanesini Hasan usta yapıyor dediler. İmam Çağdaş’ta yediğimiz yemek ve baklavanın üzerine bir de künefe yemeye gittik. Elbette bitiremedik ama çok lezizdi, çok hafifti (ki bu sıfatı künefe için kullanacağım hiç aklıma gelmezdi) anmadan geçmek istemedim.

2. GÜN:

Çingene Kızı

Zeugma Mozaik Müzesi
: Gaziantep’te beni en çok etkileyen şey Zeugma mozaikleri oldu. Zeugma, MÖ 300 civarında Büyük İskender'in generallerinden biri tarafından kurulmuş bir antik şehirmiş. Nizip ilçesine 10 km uzaklıktaki Belkıs köyü eteklerindeymiş. İlk olarak kurucusu adıyla anılan şehir Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirildikten sonra köprü anlamına gelen "Zeugma" ismiyle anılmaya başlanmış. Fırat yoluyla oluşan geçitte liman olarak büyük bir ticari değer kazanmış. Yapılan kazı çalışmalarında üç bölümde incelenen şehrin villaları ve çarşılarının bulunduğu bölümler bugün malesef Birecik Hidroelektrik Baraj gölü altında kalmış. Antik şehir, Roma döneminden kalan mozaikleri ile dünyaca ünlü. Bu mozaiklerin az bir kısmı Gaziantep’teki Zeugma Mozaik Müzesi’nde (müzekart geçiyor) sergileniyor. Bir kısmı zaten baraj altında kalmış, bir kısmı da kaçakçılar tarafından çalınmış. Talihsiz Zeugma ile ilgili daha detaylı bilgilere buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bey Mahallesi
Bey Mahallesi: Eski Antep evlerinin olduğu Bey Mahallesi yakın bir zamanda restore edilmiş. Eski evler ve konaklar otel, restoran, cafe olarak düzenlenmiş. Dar sokaklar, taş duvarlar.. Burada bir de Gaziantep yaşamını anlatan bir Etnografya Müzesi (müzekart geçiyor) var. Ama işin garibi bu mahlleye nasıl gideceğiz diye sorduğumuz insanlar bize sanki acayip birşey soruyormuşuz gibi davrandılar. Sanırım ya bu restorasyonlardan haberleri yok (çünkü önceki halinin fotoğraflarını gördük terkedilmiş izbe bir muhit görünümdeydi) ya da burayı görmek istememize bir anlam veremediler.

kebap & yoresel yemekler
Halil Usta: Zeugma Mozaik Müzesi’nin iki sokak arkasında bir kebapçı. İnternette Halil Usta diye aratın zaten hakkında yüzlerce güzelleme bulacaksınız. Değişik değişik etlerinden ve kebaplarından az az yedik. Ama ben ömrü hayatımda bu kadar lezzetli bir lahmacun (sarımsaklı) ve bu kadar şahane bir et (küşneme) yemedim. Pamuktan bile yumuşak.

Yörem Mutfak: Gaziantep’in kebapları ve baklavası kadar, yöresel yemekleri de dillere destan. Dönmeden önce o yemeklerden de yiyebilmek için yine öneriler doğrultusunda Yörem’e gittik. Tabii ki bu yemeklerin de bir kenarın köşesinde muhakkak et oluyor. Yuvarlama, cacıklı Arap köfte, içli köfte, Antep dolması, firik pilavı, şiveydiz gibi yöresel yemeklerden oluşan bir menü hazırladılar bize. Hem Yeşim’in hem de benim en sevdiğimiz yemek de bu oldu sanırım.

NOTLAR:

Ulaşım ... Gaziantep’e uçakla gittik. Hava alanı şehir merkezine 20 km uzaklıkta. Merkeze ulaşım sadece Havaş ve taksiler ile sağlanıyor. İner inmez koşarak Havaş otobüsüne binmezseniz bizim gibi size de yer kalmaz. Ya yarım saat bekleyip bir sonraki servise binersiniz ya da bizim yaptığımız gibi diğer bekleyenlerle anlaşıp taksiye binebilirsiniz. (Hava alanından şehir merkezine taksi 40 TL tutuyor.)

İklim ... Kasım ayının son günleri olmasına rağmen hava günlük güneşlikti. Gerçi buna aldanıp hep dışarılarda durduk ve döndüğümüzde hasta olduk ama yine de mevsime göre ılık bir hava vardı diyebilirim. Konuştuğumuz kimseler (üzücü ama bundan memnuniyetle bahsediyorlar) havanın eskiye nazaran daha ılıman olduğunu, sebebinin de şehrin çevresindeki barajlar olduğunu söylediler.

Konaklama ... İlk işimiz çantalarımızı otele bırakmak oldu. Görmek istediğimiz yerlere yürüme mesafesinde olduğu için Novotel/Ibis'de kaldık. Yeri çok merkezi, fiyatı da uygundu. Ama bir dahaki gidişimde Bey Mahallesi'ndeki Zeynep Hanım Konağı'nda kalacağım. Bu da burada kendime not olarak dursun.

Şehrin dumanları... Doğalgaz olmadığı için akşamları şehrin üzerine bir duman çöküyor. Sobaların dumanı... Bu benim çocukluğuma dair bir anı, unutmuşum. Bir de şahit olmadığımız ama pek çok kimseden duyduğumuz "pazar günü ormanlık alana ve çevresine çöken duman" efsanesi var. Öyle ki Gaziantep halkının aktif bir şekilde yaşattığı bir piknik geleneği varmış. Şehrin çevresindeki ormanlık alanlarda insanlar her pazar ailece piknik yaparmış. Bu pikniklerde mangallardan çıkan duman öyle çok olurmuş ki tesadüfen oradan geçen ve bu geleneği bilmeyen insanlar itfaiyeyi ararmış ormanda yangın var diye :)

- Son -

not 1: Gaziantep-Halep mutfak kültürü ve yemekleri birbirine çok benziyormuş. İlkay Hoca’nın bu konuda (tarifleriyle birlikte) araştırmalarını içeren bir kitabı var. Döndüğümden beri açıp açıp okuyorum. Kitapçılarda satılıyor mu bilmiyorum ama bir yerlede rastlarsanız incelemeden geçmeyin derim. (Gaziantep-Halep Mutfak Kültürü Ve Yemekleri: Benzerlikler Ve Farklılıklar -2009)
not 2: Benimle birlikte bu tıka basa yemece, saatlerce yürümece gezisine katıldığın için teşekür ederim kuzen.
not 3 : Okul fotoğraflarının devamı ve diğer turne fotoğrafları için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

16 Aralık 2011

HANİMİŞ TURNEDE - URFA & DİYARBAKIR


Turnenin son durağı Diyarbakır ve son anda ona eklenen Urfa...

İşin garibi gitmeme birkaç gün kalmış olmasına rağmen duyurusunu ancak yapabiliyorum. Sanırım sonlara doğru biraz pilim bitti, malesef diğer şehirlerde olduğu gibi planlı programlı bir organizasyon yapamadık. Hatta birkaç saat öncesine kadar ertelemeyi de düşünüyordum. Ama sonra oradakilerle konuşunca gitmeye karar verdim. Ben belli olan programımı buraya yazayım, sonrası doğaçlama gelişecek artık. (Olur da bu yazıyı görüp bize katılmak isterseniz beni 506-5088923 numaralı telefondan arayabilirsiniz.)

19 Aralık 2011 ... URFA

Aslında Urfa, turne kapsamında değildi. Zaten benimle daha önce Urfa'dan irtibat kuran da olmamıştı. Turneye yeni başladığımız günlerde İstanbul'daki derslerimizden birine katılan Urfalı bir öğrencimizin özendirmesi ile 2012 yılı içinde bir Urfa seyahati yapabilmeyi umuyordum. Diyarbakır turnesi kapsamında orada 3 gün bulunacağım için bir gününü Urfa'ya ayırabileceğimi düşündüm. Hem baharda yapmayı planladığım seyahat için bir keşif gezisi olacak hem de orada butik pastacılık adına bir girişimde bulunan Kezban Hn.'ı ziyaret edeceğim. Kezban Hn. yakın zamanda Urfa'da Valikonağı Caddesi'nde Tarçın isimli bir kafe işletmeye başladı. Orada kapkekler, dekorlu pastalar ve kurabiyeler yapacaklar. Ben 19 Aralık pazartesi günü orada olacağım, beklerim...

20-21 Aralık 2011 ... DİYARBAKIR

Birkaç sene önce İstanbul'daki eğitimlerimize Diyarbakır'dan gelmişti Nuri Usta... O zamandan beri onunla irtibatımız kesilmedi. Her sene muhakkak fuarlarda görüşüyoruz. 9 ay önce bir günlüğüne Diyarbakır'a gittiğimizde de ailesi ile birlikte bizi ağırlamışlardı. Turne kapsamına Diyarbakır'ı dahil ederken atölye çalışması için Petek Pastaneleri'nin mutfağını bize açacağını biliyordum. Ama yazının başında da söylediğim gibi malesef iyi organize olamadık. Bu seferlik bir atölye çalışması olmayacak. Ama ben yine Demir ailesi ile bir araya geleceğim, meslek lisesini ziyaret edeceğim, Diyarbakır'daki pasta buluşmasına katılmak isteyenlerle görüşeceğim. Olur da bu yazıyı okursanız ve Diyarbakır'daysanız lütfen siz de gelin. Nuri ustanın çikolatalarını tadar, birlikte sohbet ederiz.

Devamını Oku...

11 Aralık 2011

ANTALYA ANILARI

Antalya'daki ilk günümde Manavgat'taydım. Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu'nun aşçılık ikinci sınıf öğrencileri ile bir araya geldik. Daha önce gastronomi festivalinde tanıştığım milli aşçı Köksal Sezgin'in eşi öğretim görevlisi Ahu Hn. karşıladı beni. Pastacılık dersi kapsamında şeker hamuru üzerine bir atölye çalışması yaptık.

Manavgat Meslek Yüksek Okulu
Çalışmanın sonunda tesadüf bu ya bir de doğumgünü pastası siparişi geldi. Herhalde gördüğüm en kısa sürede hazırlanan pasta oldu kendisi. Yarım saat kadar kısa bir sürede Köksal hoca kek ve kremayı bir araya getirirken biz de öğrencilerle birlikte süslemelerini hazırladık. Epey maceralı ve komik bir anı oldu benim için. Ama sanırım üstesinden geldik.

Köksal hoca daha önce de pastacılık dersinde bizim kitaptan bazı tarifler yaptırmış öğrencilere. Bir okul bünyesinde kitabımızdan tarifler deneniyor olması beni hem çok sevindirdi hem de gururlandırdı.

Manavgat Yüksek Okulu'ndaki aşçılık bölümü yeni bir bölüm. Benim tanıştığım öğrenciler de okulun ilk mezunları olacaklar. Yeni bir bölüm olmasına rağmen çok güzel bir mutfakları var. Köksal Hoca ve Ahu Hoca da çok gençler. Eğitmen olmanın yanı sıra arkadaş da olabilmişler öğrencileri ile. Tüm öğrencilerde öğretmenlerinin cep telefonu numaraları var. Herhangi bir konuda istedikleri zaman öğretmenlerini arayabiliyorlar.

Henüz liseyi bitirmelerinin üzerinden birkaç sene geçmiş olmasına rağmen daha önce gittiğim meslek liselerinden farklı olarak bu öğrencilerin hangi alanda çalışmak istediklerine dair daha çok fikirleri oluşmuş. Mesela hangi öğrencilerin pastacılık konusunda çalışmak istediklerini beni dinlerkenki ilgilerinden ve bakışlarından anlayabildim. Aslında gönül isterdi ki yüksek okulda aşçılık ve pastacılık bölümleri ayrılmış olsun.

Malesef Manavgat'ı görme şansı pek bulamadım. Sabah doğrudan okula gidip akşam da hemen Antalya'ya geri döndüm. Ama umarım baharda okullar kapanmadan önce yine gidebilirim. Hem öğrencilerin bazılarıyla denize gireceğiz diye sözleştik. Ayrıca Ahu Hn'ın Karadeniz yemeklerini de yemeye söz verdim. Ne güzel olur...

Manavgat'tan Antalya'ya otobüsle 1 saatte gidiliyor. Antalya hakkındaki ilk gözlemlediğim şey toplu taşımanın yetersizliği ve karmaşıklığı oldu. Antalya'yı bilenler anlayacaktır. Şöyle ki Manavgat'tan gelen otobüslerin son durağı Antalya otogarı. Ama ben o akşam Lara'da oturan bir arkadaşımda kalacaktım. Otobüste sorduğum herkes Lara'ya toplu taşıma ile gidebilmemin tek yolunun önce otogara gidip oradan tekrar Lara arabalarına binmem gerektiğini söyledi. Ama böyle yapmam önce şehrin uzak ucuna gidip tekrar geri dönmem anlamına geliyordu. Ben de çevre yolunda inip o yöne nasıl olur da bir otobüs/minibüs olmaz diye söylenerek taksiye bindim. Taksi yolculuğum da çok garipti. Gerekli gereksiz o kadar çok trafik ışığı vardı ki bu ışıkların oluşturduğu garip bir trafik vardı yollarda. Çok kısa bir yolu epey uzun bir sürede alabildik.

Antalya'da arkadaşım Kaan'a misafir oldum. Onun sayesinde Antalya'da yaşam nasılmış biraz fikrim oldu. İlk gözlemlediğim şey evinde ısınmak için klima kullanıyor olması oldu. Sonradan başkalarından da öğrendim ki burası için bu normal bir davranışmış. Akşam her ne kadar soğuk da olsa gündüz güneşle ısınan duvarlar sayesinde akşam bir süre klima çalıştırmak soğuğu kırmaya yetiyormuş. Nitekim ertesi gün öğleden sonra açık havada oturduk. Kasım ayının sonu olmasına rağmen hava o kadar sıcaktı ki önce montumu sonra hırkamı çıkarıp gömlekle oturabildim dışarıda. Bir de her binanın üzerinde ısı panelleri var. Sıcak su ihtiyacı için kışın bile yeterli oluyormuş. İlk defa kışın bir güney ilinde bulunduğum için bunlar benim için değişik gözlemler.

pasta atölyesinden...

Salı günü sabah erkenden TMS Akademi'de dersim vardı. Arkadaşım Ebru (ki kendisi Antalyalıdır) bana Ayşe Bacı'dan katmer sipariş etmişti gelirken getir diye. Yerini de tarif etmişti. Ben Lara'daydım, Ayşe Bacı da Lara'daydı, TMS Akademi de Lara'daydı. O zaman sabah biraz erken kalkıp TMS'ye yürüyerek gider, yolda katmerleri alırdım. Görünüşte plan çok iyiydi. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Kaan'ın evi ile TMS'nin olduğu yer arasında elimde bavulum ile tam 45 dakika yürüdüm. Üstüne üstlük katmerciyi de görmedim.

Saat 08:00'de TMS Akademi'ye vardım. Hem binası hem de bulunduğu yer çok güzel. Öyle ki tam otellerin ve sitelerin bitip yolun denize kavuştuğu noktada. (Malesef sahil kısmının epey uzun bir bölümünde denizi göremiyor insan. Falezlerin hemen dibinde siteler ve oteller yerleşmiş.) İçeri girdiğimde eğitmen şef Şahin Çelikpençe ve asistan şef Murat Beyazıt ders öncesi son hazırlıkları yapıyorlardı. Şahin usta ile telefonda birçok kere görüşmüştük. Yapacağımız dersin içeriği geniş, süresi sınırlı olduğu için birçok ön çalışma yapılması gerekiyordu. Hepsini harika bir şekilde hazırladıkları için hem Şahin ustaya hem de Murat ustaya tekrar teşekkür ederim. TMS Akademi bir sene önce açılmış özel bir mutfak okulu. Bünyesinde hem profesyonel programlar hem de amatörler için atölye çalışmaları düzenliyorlar. Mutfakları şimdiye kadar gördüğüm en donanımlı olanlardan. Ama gördüğüm kadarıyla henüz en verimli haliyle kullanılmaya başlanamamış.

Antalya'daki atölye çalışmasını oldukça kalabalık bir grup ile gerçekleştirdik. Benimle irtibata geçerek gelen dört-beş kişi vardı. Diğer katılımcılar TMS vesilesi ile haberdar olup gelmişlerdi. Katılanların bazıları ile öncesinde birebir diyaloğum olmadığı için malesef dersin içeriği konusunda yeterli bilgileri yoktu. Bu durum ilk etapta beni biraz yordu ama sonra Şahin usta ve Alev Hn'ın yardımıyla güzel bir şekilde günü tamamladık. Alev Hn. TMS'nin kadrolu eğitimcilerinden. Aynı zamanda Çikurab isimli bir de üretim atölyesi var. Alev Hn'ın da bu çalışmadan önceden haberi olmamış malesef. İstanbul'daki eğitimlerimize katılan Nevin Hn sayesinde haberdar olmuş ve gelmiş.
pasta atölyesinden...
Ders bittikten sonra Evren, İzgün, Nevin ve Alev Hn ile birlikte yemek yedik. Evren Hn ile zaten turneyi duyurduğum günden beri haberleşiyoruz. Öncesinde de bloglarımız vesilesi ile sanal bir ahbaplığımız vardı. Antalya'da görmeyi ve tanışmayı en çok istediğim kişiydi kendisi. Gerçi umduğum kadar fazla vakit geçiremedik birlikte ama ilk adımı atmış olduk. Bundan sonra ne zaman Antalya'ya gitsem ziyaret edeceğim bir arkadaşım daha oldu. İzgün Hn ile ilk defa TMS'deki atölyede tanıştık. İyi ki gelmiş, artık severek takip edeceğim yaptıklarını. Nevin Hn ile olan ilişkimiz ise çok komik... İlk defa, 19 Kasım günü İstanbul'daki cakepops dersine geldiğinde tanışmıştık. Birkaç gün sonra, 22 Kasım'da bu sefer ben Antalya'ya gittiğimde oradaki atölyeye katıldı. Sonrasında 2 Aralık günü yine İstanbul'daki kapkek atölyesine geldi. Sanırım sıra bende... Mart'ta Antalya'da bir butik kapkek dükkanı açacak. Umarım herşey gönlünce olur.

not 1: Sabah bulamadığım Ayşe Bacı'ya öğleden sonra Nevin Hn ile gittik. Yani Ebru'nun katmer siparişini yerine getirebildim, mutluyum.

not 2
: Antalya'nın nesi meşhur dediğimde herkes "reçel"i diyordu. Gerçi süper reçeller yapan bir annenin evladı olarak reçel almak gibi bir niyetim yoktu ama Nevin Hn beni Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü'ne götürünce daha önce hiç tatmadığım patlıcan ve bergamut reçellerinden aldım. Fiyatları o kadar uygundu ki kendimi tutamayıp nar suyu, nar ekşisi ve diğer reçel çeşitlerinden de almış olabilirim. Tabii bunları uçağa nasıl soktuğumu ne siz sorun ne ben söyleyeyim.


not 3: Beni çok güzel ağırlayan arkadaşım Kaan'a çok teşekkür ederim. Bu şarkı onun için gelsin :)
not 4: Antalya turnesine ait tüm fotoğraflar için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

06 Aralık 2011

HANİMİŞ TURNEDE - TRABZON


Trabzon turnesinin zamanı geldi...

14 yıl önce teyzem ve kuzenimle birlikte o zamanlar Trabzon'da oturan dayımlara gitmiştik. Otobüsle gidip yine karayoluyla dönmüştük. Çoook uzun süren ve yorucu bir yolculuktu ama bu sayede şahane manzaralı yollardan geçme şansımız olmuştu. Tabii orada yaşayan bir yakınımız olması avantajı ile Sümelayı, Hamsiköy'ü, Uzungöl'ü, Zigana Geçidini, yemyeşil çay bahçelerini görmüştüm. Anılarımda çok güzel manzaralarla yer alıyor Trabzon. Malesef bu gidişimde bu kadar gezmeye zamanım olmayacak ama sanırım az da olsa şehrin içini görme fırsatı bulabileceğim. Umarım hava da güzel olur.

Turne kapsamında Trabzon'da üç farklı etkinlik olacak:

Pasta Buluşması ... 13 Aralık 2011 Salı

Bu buluşma tüm pastaseverlere açık bir tanışma ve kaynaşma buluşmasıdır. Elbette herhangi bir katılım ücreti yoktur. Gelmek isteyen, müsait olan herkese açıktır. Birlikte güzel bir kahvaltı yapıp pasta sohbetleri gerçekleştireceğiz.

13 Aralık 2011 Salı saat 10:00
Aya Sofya Müzesi

Turne duyusunu yapar yapmaz benimle irtibata geçen Sema Hanım ile haftalardır telefonla konuşuyoruz. Sağolsun Trabzon konusunda bana çok yardımcı oldu. Aya Sofya fikri de ondan çıktı. Gelmek isteyenler bana 506-5088923 numaralı telefondan ulasabilir, bekleriz.

Şeker Hamuru & Pasta Yapımı Atölyesi ... 13 Aralık 2011 Salı

Bu atölye çalışması ücretlidir ve sınırlı sayıda katılımcı ile gerçekleştirilecektir. Detaylarını yazının devamında bulabilirsiniz. (Çalışmanın yapılacağı Happy Cake'in sahibi Dilek Hn ile İstanbul'da tanışmıştık. Birkaç ay önce Trabzon'un ilk butik pasta tasarım atölyesini açtı, şimdi de bize ev sahipliği yapacak.)

Öğrencilerle buluşma ... 12 Aralık 2011 Pazartesi

Pazartesi günü Trabzon Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü'nde Yiyecek İçecek Bölümü öğrencileri ile Pasta ve Şeker Hamuru yapımı ve uygulaması üzerine bir atölye çalışması yapacağız. İlk defa bir olgunlaşma enstitüsüne gideceğim, heyecanla bekliyorum.


ATÖLYE ÇALIŞMASININ DETAYLARI

Şeker Hamuru & Pasta Yapımı

Eğitmen: Işıl Sözer
Eğitim tarihi: 13 Aralık 2011 Salı
Eğitim süresi : 5 saat (13:30-18:30)
Eğitim yeri: Happy Cake Butik Pasta Tasarımı - Kemerkaya Mah. K.Maraş Cad. İpekyolu İş Merkezi Kat:2/55 (Zorlu Grand Hotel Karşısı) Tel: 505 7467703
Ders ücreti:150 TL
Katılımcı sayısı: 6 kişi ile sınırlıdır.

Ders içeriği:
-DEMO: Sünger kek ve ganaş krema yapılırken kullanılan malzemelerin, ölçülerin ve aletlerin tanıtımı, sünger kek pişirilmesi ve ganaş krema hazırlanması
-DEMO: Şeker hamuru ve malzemeleri hakkında teorik bilgilendirme & şeker hamuru yapımı
-UYGULAMALI: Keklerin katlandırılması, pastaların bir araya getirilerek sıvanması ve kaplanmaya hazır hale getirilmesi
-UYGULAMALI: Pastaların şeker hamuru ile kaplanması
-UYGULAMALI: Şeker hamuru ile süsleme yöntemleri ve bu yöntemlerin hazırlanan pastalar üzerine uygulanması

Not: Kullanılacak tüm malzemeler ve ders notları tarafımızdan sağlanacaktır.
Kayıt olmak için 506-5088923 numaralı telefondan benimle ya da 0505 746 7703 numaralı telefondan Dilek Hn. ile irtibata geçebilirsiniz.

Turnedeki son durak 19-20-21 Aralık tarihlerinde Diyarbakır ve Urfa... Önümüzdeki hafta onlarla ilgili duyuruyu da yapacağım.

DSC_3438_binder_banner

Devamını Oku...

03 Aralık 2011

İZMİR ANILARI

15-16 Kasım 2011 İzmir turnesinden...

İzmir'e gider gitmez en hoşuma giden şey havalimanından şehir merkezine tren olması oldu. Herhangi bir havalimanı servisine veya taksiye muhtaç olmadan toplu taşıma kullanarak uçaktan indikten yarım saat sonra Alsancak'taydım. Gerçi İzmir belediyesi neden tek bilet satmak yerine üç biletlik bir kart almaya mecbur ediyor insanı onu anlamak mümkün değil. Daha önce gittiğimde de aynı şey olmuştu. Mecburen 3 biletlik karttan almıştım. Bir bileti giderken bir bileti dönerken kullanmıştım ve kalan tek biletlik hakkım heba olmuştu. Yine aynı şey oldu. Çünkü bu üç biletlik kartın kullanma süresi bir ay.

İzmir'deki ilk günümde Selda'nın atölyesi "Şekerden Düşler"de "Pasta & Şeker Hamuru Yapımı" atölyesi vardı. Sabah gittiğimde Selda ve Ayşegül o günkü pasta siparişlerini hazırlıyor, Selda'nın oğlu da ön tarafta okul ödevini yapıyordu. Onlarla ilk defa karşılaşmama, oraya ilk defa gitmiş olmama rağmen butik bir pasta atölyesinde olmak aşina bir his. Sonra yavaş yavaş katılımcılar geldi. Pasta ve Şeker Hamuru yapımı atölyesi, temposu ve dağınıklığı en fazla olan ders olmasına rağmen Selda'nın mutfağında çok rahat çalıştık, hiç yabancılık çekmedim. Figen de gün boyunca bizimleydi. Bol bol fotoğraflarımızı çekti. Yukarıdaki fotoğraflar da onun makinesinden. (İlk gün 370 tane fotoğraf çekmesini "çaptan düşmek" olarak nitelendirip hayıflanmasından bu konuda ne kadar hevesli olduğunu anlayabilirsiniz.)
Pasta atolyesi hatirasi

Akşam üzeri diğer pastasever İzmirlilerle buluşmak için yürüyerek kordona gittik. Hava çok güzeldi, bir semtten diğerine yürüyerek gitmek çok hoşuma gitti doğrusu. O yürüyüş sırasında rastlayıp da Bergama tulumu alamadım ya ona yanarım. Bir daha da fırsatım olmadı.

Turne şehirleri içinde buluşmayı en iyi organize ettiğimiz şehir İzmir oldu. Bunda Figen'in büyük katkısı var. İzmir'deki yemek bloğu yazarlarının birbirleri ile sürekli iletişim halinde oldukları bir grupları varmış. Bazılarını blogları vesilesi ile ismen biliyordum. Gelebilenlerle bu buluşma sayesinde yüzyüze de tanışmış oldum. Bir de blog yazarı olmayan ama turne duyurusunu yaptıktan sonra benimle irtibata geçen pastaseverler vardı. Buluşma öncesi tahmini sayımız 30 kişiye yakındı. Malesef herkes gelemedi ama yine de pek neşeli ve nispeten kalabalık bir grupla güzel bir akşam geçirdim. Saat 19:00'da kordonda buluştuk, yemek yedik, sohbet ettik. Yemekten sonra dağılırız sanmıştım ama hafta içi olmasına rağmen gece yarısına kadar oturduk. Sadece biz değil, gece soğuk olmasına rağmen herkes sokaklardaydı. Kordon boyunca cafeler var, hepsi doluydu. İzmir gerçekten rahat ve keyifli bir şehirmiş. Buluşmada Pınar, Özlem, Figen, Selda, Teiji (ki kendisi benim 44 yaşında olduğum tahmini yaparak tamiri olmaz bir gaflete düştü o gece), Aydın'dan gelen Hülya, Manisa'dan kızıyla birlikte gelen Zeynep, Şermin ve Elvan vardı.

İzmir hatirasi

Onlar evlerine, ben de kalacağım otele gitmeden önce aramızda şuna benzer bir konuşma geçti:
Şermin: Nerede kalacaksın?
Işıl: ........ Otel'de. Fuarın karşısında, 9 Eylül Meydanı'na bakıyormuş.
Teiji: Nerede kalacakmış?
Selda: Basmane'de!!
... (sessizlik, manidar bakışmalar)
Figen: Ben bizde kal demiştim.
Elvan: Yok boşver sen oteli, bu gece bize gel.
Işıl: Teşekkür ederim gideyim ben otele.
Elvan: Ama oralar biraz...
Işıl: Yok ben internette araştırdım, güzel bir otelmiş herkes pek memnun kalmış.

Sonunda Selda ile taksiye bindik ve otele doğru yola çıktık. Ben otelin tam önünde taksiden indim. Selda da evine doğru devam etti. Tam otelden içeri giriyordum ki pat diye önüme tek gözü olmayan bir adam çıktı. Meğer yandaki barın kapı görevlisiymiş. Buyurun falan diyerek beni oraya davet ediyor. Zaten beni önceden korkuttular bir de bu adam karşıma çıkınca hafif bir korku filmi havası esti üzerimde. Neyse ki otel hakkındaki araştırmalarım doğruymuş. Gayet güvenli ve güzel bir yerdi. Ama bu, yatmadan önce kapının önüne dolabı çekmeme mani olmadı!

Ertesi gün erkenden kalkıp fuarın içinden yürüyerek Selda ile buluştum. Kahvaltı için boyoz aldık ve yine yürüyerek dükkana gittik. Bu yürüme işi çok hoşuma gitti. İzmir'de bulunduğum süre boyunca her yere yürüyerek gittim. Kahvaltıdan sonra Figür Modelleme atölyesine katılacak olanlar gelmeye başladı. Gelenlerin çoğu daha önce birbirini tanıyan insanlardı. Zaten İzmir'de bulunduğum süre içinde tanıştığım herkes bir şekilde bir yerden tanışıktı. Hep birlikte modelleme çalıştık. Aşağıdaki fotoğraf da o güne ait...


Figur Modelleme atolyesi hatirasi

İzmir turnesi gerçekten dolu dolu ve eğlenceli geçti. Yardımları için Selda ve Ayşegül'e, desteği ve çektiği fotoğraflar için Figen'e, hem buluşmaya hem de atölye çalışmalarına gelen herkese, buluşmaya gelemeyip de arayan soranlara çok teşekkür ederim.

Figur modelleme atolyesi

not 1: Türküsüne istinaden gözlerim kavakları aradı durdu ama hiç görmedim. Nerede bu İzmir'in kavakları ?
not 2 : İzmir turnesine ait tüm fotoğraflar için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

24 Kasım 2011

HANİMİŞ TURNEDE - GAZİANTEP

Her gittiğim şehirden sonra o şehirde neler yaptığımızı anlatan yazı ve resimler koymak istiyorum Hanimiş'e ama malesef fırsat bulup yapamadım. En son Kayseri'de kalmışım. Ondan sonra neşeli bir İzmir turnesi ve hemen akabinde Antalya turnesi oldu. Umarım en kısa zamanda orada geçirdiğim günler hakkında yazabilirim. Çünkü pek çok müstakbel pasta ustası ve amatör pastaseverle tanıştım, yeni yeni şeyler öğrendim, bazen çok şaşırdım, çok konuştum, pek yoruldum, bol bol güldüm, fotoğraflar çektim. Bunları ilk fırsatta sizlerle de paylaşmayı çok isterim.

Önümüzdeki hafta Gaziantep'te olacağım. (bunu duyan herkes bana baklava sipariş ediyor) Gaziantep programı şu şekilde:


Pastaseverlerle Buluşma:

Görünen o ki Antep'te atölye çalışması yapmayacağız. Ama gelmek isteyenlerle 28 Kasım Pazartesi günü öğle saatlerinde buluşacağız, sohbet edeceğiz. Bu buluşma herkese açıktır. Lütfen takip edenler nerede ve kaçta buluşalım konusunda benimle telefonla (506-5088923) ya da e-posta ile (hanimis@gmail.com) irtibata geçsin.

Öğrencilerle Buluşma:

29 Kasım 2011 Salı günü Gaziantep Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünde Yrd. Doç.Dr. İlkay Gök Pınarlı'nın Tatlı ve Pasta dersine konuk olacağım. Öğrencilerle birlikte uygulamalar yapacağız. Hep birlikte değişik değişik pastalar hazırlayacağız. Heyecanla salı gününü bekliyorum.

Turnedeki diğer şehirleri ve tarihlerini aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Detaylar netleştikçe o şehirlerle ilgili bilgilendirmeyi yine buradan duyuracağım.


DSC_3438_binder_banner

Devamını Oku...

17 Kasım 2011

HANİMİŞ TURNEDE - ANTALYA


Antalya turnesinin programı belli oldu... Antalya'da 3 farklı etkinlik olacak:

Şeker Hamuru Yapımı & Uygulamaları Atölyesi:

22 Kasım 2011 Salı saat 09:00-13:30 arası TMS Akademi'de gerçekleşecek. Bu atölye çalışmasının ücreti 90 TL'dir. Detaylarını yazının devamında bulabilirsiniz.

Pastaseverlerle Buluşma:

22 Kasım 2011 Salı günü saat: 14:00. Bu buluşma tüm pastaseverlere açık bir tanışma, kaynaşma, karşılıklı danışma buluşmasıdır. Elbette herhangi bir katılım ücreti yoktur. Gelmek isteyen, pastacılık üzerine sohbet etmek isteyen, müsait olan herkese açıktır.

Öğrencilerle Buluşma:

Turne şehirleri ve tarihleri belli olduktan sonra -gastronomi festivali vesilesi ile sonradan tesadüfi ve maceralı bir şekilde tanıştığım- öğretim görevlisi ve milli aşçı Emrah Köksal Sezgin ile haberleştik. Bu dönem okulda pastacılık dersi olduğunu söylediğinde öğrencilerle kısa bir atölye çalışması yapmaya karar verdik. Manavgat Meslek Yüksek Okulu'nda bu dönem pastacılık dersi alan öğrencilerle 21 Ekim pazartesi günü bir araya geleceğiz.








Kendime not!














ATÖLYE ÇALIŞMASININ DETAYLARI


Şeker Hamuru Yapımı ve Pasta Süsleme Teknikleri

Eğitmen: Işıl Sözer
Eğitim tarihi: 22 Kasım 2011 salı
Eğitim süresi : 4,5 saat (09:00-13:30)
Eğitim yeri: TMS Akademi - Fener Mahallesi 1964 Sokak No:46/1 Antalya (0242 324 32 05 - 0242 324 32 10)
Ders ücreti: 90 TL + KDV

Ders içeriği:

-Şeker hamuru ve malzemeleri hakkında teorik bilgilendirme
-DEMO: Şeker hamuru yapımı
-UYGULAMALI: Pastanın bir araya getirilerek sıvanması ve kaplanmaya hazır hale getirilmesi
-UYGULAMALI: Pastaların şeker hamuru ile kaplanması
-Şeker hamuru ile süsleme yöntemleri ve bu yöntemlerin hazırlanan pastalar üzerine uygulanması
-DEMO: Basit figür örnekleri

Not: Kullanılacak tüm malzemeler ve ders notları tarafımızdan sağlanacaktır.
Kayıt olmak için 506-5088923 numaralı telefondan benimle ya da 0242 324 32 05 numaralı telefondan TMS ile irtibata geçebilirsiniz.

Turnedeki diğer şehirleri ve tarihlerini aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz. Detaylar netleştikçe o şehirlerle ilgili bilgilendirmeyi yine buradan duyuracağım.

DSC_3438_binder_banner

Devamını Oku...